Hz. Ali veya Ali bin Ebu Talib, Peygamber Efendimiz’in göz bebeği sahabesi ve yeğeni olmasının yanında, İslam Tarihi açısından son derece önemli bir figür olması nedeniyle en çok merak edilen tarihi şahsiyetlerin başında gelmektedir. Hz. Ali Kimdir? sorusu İslam Tarihi içerisinde bolca irdelenmiş, aranmış ve sorulmuştur. İslam Tarihçileri’nin üzerinde en çok durduğu konulardan biri Hz. Ali’nin hayatı olmuştur. İslam Tarihi açısından önemine binaen, Hz. Ali kimdir? sorusunun yanıtlarını sizler için etraflıca araştırdık.

HZ.ALİ KİMDİR? NEREDE DOĞMUŞTUR?

Hazreti Ali, Hicretten 23 yıl önce, Miladi Takvim’e göre 599 yılında dünyaya gelmiştir. Babası, Peygamber Efendimiz’in de amcası olan Ebu Talib’tir. Annesi ise Fatıma bin Esed’dir. Hz. Ali’nin doğum yeri Mekke’dir. Bir rivayete göre ise Hz. Ali’nin doğum yeri bizzat Kabe’nin içerisinde olmuştur.

PEYGAMBERİMİZ YANINA ALINDI

Peygamber Efendimiz, Hz. Hatice ile evlendikten sonra, Hz. Ali’nin hayatı açısından önemli bir karar alarak ve Ebu Talib’e hürmeten, Hz. Ali’yi yanına almıştır. Hz. Ali o sıralar 4-5 yaşında bir çocuktu. Çocuk yaşında Peygamber Efendimiz’in örnek ahlakı ve güzel huylarını örnek alarak geçiren Hz. Ali’nin kişiliğinin şekillenmesinde Peygamberimizin büyük etkisi olmuştur.

İLK İMAN EDENLERDEN BİRİ OLDU

Hz. Ali 10 yaşına geldiğinde hala Hz. Hatice ve Peygamber Efendimiz’in yanında yaşıyordu. Bu esnada Peygamber Efendimiz’e Cebrail tarafından Allah’ın emirleri gönderilmeye başlandı ve peygamberliği müjdelendi. Peygamber Efendimiz, İslam tebliğine başladığında kendisine ilk katılanlardan biri Hz. Ali oldu.

İslam kaynaklarına göre Hz.Ali’nin iman ile şereflenmesi şu şekilde olmuştur;

Hz. Ali bir gün, Peygamber Efendimiz’i ve Hz. Hatice’yi namaz kılarken görür. Aniden hayran kalan Hz. Ali, Peygamber Efendimiz’e; “Nedir bu yaptığınız?” diye sorar. Peygamber Efendimiz ise orada kendisine;  “Bu Allah’ın beğendiği dindir. Seni bir olan Allah’a imana davet ediyorum. İnsanlara ne faydası, ne de zararı dokunmayan putlara tapmaktan sakındırıyorum.” dedi.

Hz.Ali başta tereddüt etti ve konuyu babasına danışmak istedi. Fakat Peygamber Efendimiz’e o dönem henüz İslam tebliği müjdelenmediği için bunu istemedi.

Gece boyu düşünen Hz. Ali, sabah olduğunda İslam Tarihi’ne geçen o sözleri sarf etti;

“Allah beni yaratırken Ebû Talib’e sormadı ki, ben de Ona ibadet etmek için gidip babama danışayım.”

Bu andan itibaren Hz. Ali, İslamiyet’in en önemli gücü, Peygamber Efendimiz’in en sadık yoldaşı oldu. Ebu Talib de bu olayı duyduktan sonra Hz.Ali’nin imanına saygı gösterdi.

HZ. ALİ’NİN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ

İlk Müslümanlardan biri olma şerefine nail olduktan sonra Hz. Ali hayatı boyunca İslam Dini için en önemli ve en öndeki figürlerden biri olmuştur. Bunun yanında Hz. Ali’nin karakteri, ahlakı ve yapısı Din-i İslam’ın önerdiği ve örnek gösterdiği doğrultudadır.

Kendisinin en bilinen özelliği cesareti ve yiğitliğidir. Bu özelliği ile İslam düşmanlarının yüreğine sürekli korku salmıştır. İslam dini adına yapılan her savaşta en ön safta Hz. Ali bulunmuştur. Savaş meydanlarındaki yiğitliği ve kahramanlığı coğrafyaları aşmıştır. Örneğin Uhud Savaşı sırasında Peygamber Efendimiz’i şehit etmek isteyen Mekkeli Müşriklerin karşısında ona siper olan ilk kişi Hz. Ali olmuştur.

Hz. Ali’nin bu kahramanlığı Cebrail (a.s.) tarafından da belirtilmiştir ve Cebrail, Peygamber Efendimiz’e şöyle demiştir; “Ya Resulullahlah! Ali’nin yaptığı büyük bir iyilik ve civanmertliktir”. Bu ifadeler üstüne Peygamber Efendimiz de; “O bendendir, ben de ondanım” buyurarak Hz. Ali’yi taltif etti. Cebrail, “Ben de her ikinizdenim”

HZ. ALİ’NİN HALİFELİK DÖNEMİ

Peygamber Efendimiz’in Hicretten 10 yıl sonra, Miladi olarak 8 Haziran 632’de vefatının ardından 4 halife dönemi resmen başladı. İlk halife Hz. Ebu Bekir (r.a.) ardından Hz. Ömer (r.a.) ve üçüncü olarak Hz. Osman’ın (r.a.) halifeliği bir çok önemli olaya ve gelişmeye sahne oldu. Hz. Osman’ın şehit edilmesinin ardından Hz. Ali’nin halifeliği başladı. Hz. Ali, ilk üç halife döneminde herhangi bir idari konumda bulunmadı. Sadece Hz. Ömer’in fetihleri esnasında küçük bir dönem Medine’de askeri vali olarak bulundu. Bu dönemde idari işler yerine Kur’an ve hadis konusuna eğilmiş, hatta bu konudaki ilmi sayesinde ilk üç halifenin bilgisine sıkça başvurduğu bir isim olmuştur.

Hz. Ali, Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra çıkan karışıklık içerisinde başlangıçta kendisine gelen halifelik tekliflerini reddetmiştir. Fakat ısrarlar üzerine bu önemli vazifeyi kabul etmek durumunda kalmıştır.

Hz. Ali’nin görevdeki ilk icraati, Hz. Osman’ın katillerini bulup cezalandırması oldu. Meşhur Cemel Vakası, yani Hz. Aişe ile Hz. Ali arasında geçen savaş da bu dönemde yaşanmıştır.

Cemel Vakası ve Muaviye ile mücadeleler ile geçen bir dönemin ardından Hz. Ali yorulmuştur. Halkın bir kısmının Hz. Ali’yi, diğer kısmının da Muaviye’yi halife sayması nedeniyle Hz. Ali döneminin sonlarına doğru iki başlılık ortaya çıkmıştır. Bu ikiliğe son vermek için Kufe’ye çekilip 40 bin kişilik ordu hazırlamak isteyen Hz. Ali, Kufe şehrinde, intikam arzusunda olan Harici Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazında zehirli bir hançer ile yaralanmıştır. Bu yaranın etkisi ile 2 gün sonra, tarihçilere göre 26 veya 28 Ocak 661’de şehit olmuştur. Mezarı da Kufe şehrine defnedilmiştir.