YAŞAR GÖKÇEK (1921–2008)yasardede

30 Ağustos 1921 tarihinde Ziya Bey ve Atiye Hanımın oğlu olarak, Diyarbakır-Ergani'ye bağlı Aşağı Balahur köyünde (yeni adı Ortayazı) dünyaya geldi. Annesi Artvin Şavşatlıydı. Daha önceki bebeklerini hep kaybetmişti. Bu hamileliğinde de eşini kaybetti. Doğduğu tarih, onun da hayatta kalma zaferi gibi, bayram günü oldu. Yaşamayan diğer çocuklara nisbet, adını "YAŞAR" koydular. Kırk MUHAMMED evinden alınan kırk parça kumaştan dikilen zıbın giydirdiler. Üç dayısından, Mısır tahsilli olduğu için, "on iki ilin mezunu" diye bilinen ve hiç evlat sahibi olmayan Ali Beyin himayesinde büyüdü. Annesini tam yedi yıl emdi. Sıhhatli, güçlü oluşunu buna bağlardı.

İlkokuldan sonra, ortaokul ve lise için Konya'ya; Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü için İstanbul'a gitti. Bu sırada anneciğini ve dayısını peş peşe kaybetti.

Her zaman çok iyi bir öğrenci olarak öğretmenlerinin göz bebeği oldu. Üniversitenin son sınıfında yanında çalıştığı avukat Reşat Köksal'ın yeğeni, hayatının aşkı ve arkadaşı avukat Şehbal Ökte Hanımla evlendi. Askerliğini bitirdiği zaman, dört çocuk babası olduğu için, öğretmen olarak tayin edildiği yere gidemedi. Bu onun içinde hep bir ukde olarak kaldı.

Nestle'yle başlayan ürün tanıtım işinden kendi işini kurmaya geçti. Sirkeci'deki istimlâkler ve bonkörlüğü yüzünden iflas etti. Anadolu'ya mal verdiği tüccarlardan parasını toplamaya seyahatlere çıktı. Çok sıkıldığı bir gece rüyasında kendisine çok güzel bir zat gösterildi ve "O'nu bulabilirsen bütün sıkıntıların sona erecek" denildi. Bu rüya adını bile bilmediği Muhammed Said Seyda el-Cezeri Hazretleri'ni aramaya başlamasına ve başka her şeyi unutmasına sebep oldu. Bu arayış da o sırada (1958) Anadolu'da yaşayan pek çok büyüğü ziyaret etmesine, ellerini öpüp hayır dualarını almasına vesile oldu. Çok heyecanlı, bir o kadar da dokunaklı kavuşmayla hiç tatmadığı baba sevgisini şeyhinde tattı. Dönüş yolculuğunda Konya'ya yerleşmeye karar verdi.

Eczacıbaşı ile ilaç sektörüne geçti. İlsan-İltaş ve Hüsnü Arsan'da çalıştı. Konya'da kaldıkları yıllarda Yüksek İslam Enstitüsü Yurt Müdürlüğü yaparak öğretmenlik hasretini gidermeye çalıştı. Emekli olunca eşi Şehbal Hanımla birlikte Çengelköy Kerime Hatun Kur'an Kursu'nda öğrenci yetiştirmeye başladılar.

Maddeten ve manen çok güzel bir insandı. Yeri geldiğinde güzel espriler yapardı, neşeliydi, hiçbir şeyi dert etmezdi... Cennetmekân Şehbal Hanım gibi "Allah var, keder yok" derdi.

"Allah bir kapıyı kaparsa bin kapıyı açar" düsturuyla hareket ederdi., Herkese karşı sevgiyle muamelede bulunurdu. Her yaştan insanla çok iyi anlaşabilen gerçek bir "beyefendi"ydi. Eşine ve çocuklarına çok düşkündü. Onlara olan sevgisini; ilgisini her fırsatta ve her şekilde gösterirdi. Elinde avucunda ne varsa paylaşmayı severdi. İnanılmaz derecede cömert ve iyi niyetliydi. Çocuksu yanını hiç kaybetmedi, hayata hep pembe gözlüklerle baktı. Olağanüstü seviyede olan Allah (cc) ve Peygamber (av) sevgisi onu defalarca Mekke ve Medine yollarına çekti.

Gerçek bir Peygamber (sav) aşığıydı... Lisan-ı hali ve kâliyle "acz, fakr, zaaf ve tembellikten ibaret garip bir ümmetinim. Tek ve yegâne sermayem, muhakkak bir Bahşîş-i Sübhânî olan Zât-ı Muhammediyenizi hiçbir şeye benzemeyecek derecede çok seviyorum." derdi.

Yaşantısı güzel geçti ve canlı bir Ayet-i Kerime tefsiri olarak, bütün hayatı, yaşlılığı ve son demleriyle sevenlerine, evlatlarına hâl diliyle nasihatler, dersler vererek hayata veda edip "esas sevgilisi"ne kavuştu; Sevgili Peygamberimize (sav) iltica etti.

"Sen Rahmet Nebîsisin, bizlerse muhtâc-ı rahmet;

Mültecînim Yâ Muhammed, Yâ Rasûlallah meded!"

"Biz kimin ömrünü uzatırsak, onu yaradılışta tersine çeviriyoruz, hâlâ akıllanmayacaklar mı?" (Yasin Sûresi-68)

Allah gani gani rahmet eylesin. Makamı Cennet olsun. Ruhu için Fatihalar okuyalım...