sehbalHesap uzmanı (Seyyid) Fikri Bey (Ökte) ile Makbule Hanım'ın ilk çocukları olarak 1923'te Diyarbakır'da doğdu. Amcası Faik Beyin koyduğu adında ailenin en büyük kızı manası, ayrıca "bir kuşun kanadının en uzun tüyü" manası ve ebced hesabıyla doğum tarihi vardı.

Babasının kıymetlisi olarak yetiştirildi. İzmir Kız Lisesi'ni bitirince Fikri Bey çocuklarına üniversiteyi okutabilmek için İstanbul'a taşındı.

İstanbul Üniversitesi'nde Hukuk okudu ve 1945'te Türkiye'nin ilk hanım avukatlarından biri oldu. Avukat dayısı Reşat Beyin (Köksal) yanında çalışırken tanışarak evlendiği ve çok sevdiği hemşehrisi tarihçi eşi Yaşar Beyden (Gökçek) beş çocuk sahibi oldu.

On dört sene fiili avukatlıktan sonra, Hacı Veyiszade Hz.'nin himmetiyle Konya'ya yerleştiler. Konya İmam-Hatip Okulu'nda sosyoloji ve mantık derslerine girdi.

Öğrencilerine kısa sürede kendini o kadar sevdirdi ki, akşamları öğrencileri eve doluşurdu. Bu sırada da kendisi öğrencilerinin öğrencisi oldu, onlardan Kur'ân-ı Kerîm ve ilmihal öğrendi. Böylece hayatının en büyük aşkı, Kur'ân-ı Kerîm ile tanıştı. Dört yıl öğretmenlikten sonra aslî öğretmen kadrosuna da geçmesine rağmen, kendini tamamen Kur'ân-ı Kerîm'e adadı.

İstanbul'a, aynen babasının yaptığı gibi, kızlarını okutabilmek için taşınınca, kendisi de en büyük hocaların önüne oturdu, ders aldı. Ayağı kesik İsmail Efendi Hz. ve Araklı'lı Tevfik Hoca Hz. tarafından özenle yetiştirildi.

Devrin yeryüzü efendileri Ladik'li Ahmet Ağa Hz., Muhammed Said Seyda El Cezeri Hz., Sivas'lı Semazenbaşı Mehmet Susamış Dede Hz., Nurullah Seyda El Cezeri Hz., Türkistan'lı Haki Efendi Hz., Sami Efendi Hz., Ekrem Babacan Paşa Hz., Bağdat'lı Hüseyin Fevzi El Haseni Paşa Hz., Harrani Hz., Mehmet Zahit Kotku Hz., Hacı Muzaffer Özak Hz. ile tanıştı ve her birinden ayrı ayrı feyiz aldı.

Sınavlara girdi ve "Hoca" oldu, eski ünvanların hepsini attı. 1974 ve 1976 yıllarında iki defa Hac ziyaretini yaptı.

Yetiştirdiği öğrencilerine sadece Kurân-ı Kerîm'i öğretmedi; onlara ne biliyorsa verdi, onları hayata hazırladı, saadetlerinin temelini attı.

Herkesi çok sevdi, herkes tarafından çok sevildi.

Vakıf insandı. Vermeyi severdi. İhtiyaç sahiplerine seve seve verir; etrafına da seve seve gönülden vermeyi öğütlerdi.

En dar zamanlarında "Allah var, keder yok" dedi ve hastalığına dahi gülümseyerek etrafındakileri teselli etti.

Her Cuma gününü bayram kutlar gibi kutladı.

Yüce Allah gani gani rahmet eylesin…Âmin.

İsmini duyanlar, azize, latife ve seyyide ruhundan ve yukarıda zikredilen rahmetlilerden Fatiha'yı esirgemesin...