el-MucîbHe fulfils the requests of whoever cries, he replies and answers the requests and prayers of His slaves.


el-Mucîb, kendine yalvaranların isteklerini veren, kullarının dilek ve dualarına karşılık veren, icabet eden demektir.

Kulun, bütün benliği ile Yüce Yaradan'a yönelerek, ondan istek ve dileklerde bulunmasının İslâmî literatürdeki adıdır dua.

Allah'ın yüceliği karşısında kulun, acziyetini itiraf etmesi, sevgi ve yüreğini titreten bir saygı ile O'nun yardımını istemesidir dua.

Allah ile kulu, yani Yaradan ile yaradılan arasındaki özel ve çok sıcak bağlantının adıdır dua.

O, "Yüce Kudret"in, insana şah damarından yakın oluşunun hissedilişi ve o yakınlık duygusu ile huzuru buluşun adıdır dua.

Âciz, fâni, sınırlı olanın, "sınırsız, yüce ve sonsuz" bir kudretin sahibi ile kurduğu manevi köprüdür dua.

Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) gül dudaklarından dökülüş şekliyle; ibadetlerin en büyüğü, ibadetin tâ kendisi ve "ibadetin özüdür, iliğidir." dua. (Tirmizî, Deavât, 2.)

"Allah'ın fazlından isteyin, zira Allah istenmesini sever." (Tirmizî, Deavât, 126.) "Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur." (Tirmizî, Deavât,1; İbn Mace, Dua, 1.) buyuran İki Cihan Serveri'nin ümmetine en büyük öğüdüdür dua.

Mü'minin silâhı, dinin direği, semâvât ve arzın nurudur dua. İnsanın asıl vazifesi iman ve duadır dostlar. İnsan bu kabiliyeti ile bütün yaratılmışlardan ayrılır.

Hayvanlar bu dünyaya, adeta başka bir dünyada gelişimini tamamlamış olarak gelir. Hayvanlar, doğumlarından itibaren 2 saat, ya da 2 ay gibi kısa bir zamanda hayatlarını ve çevresiyle ilişkilerini devam ettirmeleri için gerekli her şeyi öğrenir. Hayvanların asıl vazifesi öğrenmek, gelişmek, marifet kazanmak ve ilerlemek değil; dünyaya ne için gönderilmişlerse onunla amel etmektir dostlar. İnek süt verir; arı bal yapar; tavuk da yumurta verir.

İnsan ise acziyet içinde doğar, bir iki senede ancak ayağa kalkar, on beş yıl içinde de ancak kendisi için faydalı ve zararlı olanları öğrenir. Hayatta öğrenip, uygulayacağı şeyler ise mezara kadar sürer. İnsanın vazifesi "öğrenmek, tatbik etmek ve mükemmel bir kul olmaktır".

İnsanın vazifesi, aczini idrak ederek, hayatının her devresinde, "kim, beni böyle sonsuz bir merhametle idare ediyor?", "kimin lûtfuyle böylesine şefkatle terbiye olunuyorum?", "kimin lütuflarıyla böyle muhteşem lezzetler ve tatlar alarak besleniyorum?" diye düşünerek, yaradanına yalvarmaktır.

Bunun da adı "kulluk" ve "dua"dır.

Duada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur.

Bakara sûresinde (2), 186: "Şayet kullarım, sana Benden sordularsa, gerçekten Ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da Benim davetime koşsunlar ve Bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler." buyuran "Âlemlerin Sahibi"nin yeryüzündeki bir küçücük yüreğe konuk oluşunun sırrıdır dua.

Furkân sûresinde (25), 77: "(Resûlüm!) De ki: "Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa?..." buyurarak, kuluna her an kendisine iltica edeceği kapıları açık tutan Yüce Yaradan, Mü'min sûresinde (40), 60: "Halbuki Rabbiniz: "Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim..." buyurarak, her vesileyle kendisinden istenmesini emretmektedir. İlâhi rahmet ve ikramın gerçekleşmesi, samimi bir kalple, Yaradanın huzurunda diz çöken, boyun büken bir kulun, ilâhi rahmet kaynaklarına ellerini açmasıyla başlar.

Yerküreden göklere açılan eller, hiçbir şekilde boş çevrilmez dostlar.

el-Mucîb'tir O! Dualara icabet eder.

A'râf sûresi (7), 180: "Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı O'na (Allah'a) onlarla dua edin..."

Mü'min sûresi (40), 60: "Halbuki Rabbiniz: "Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Çünkü bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler yarın horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir." buyurdu."

Dua, "abd"den, "Rab"be yükselen kulluk nişanı; Rabb'den abde inen rahmetin de simgesidir dostlar.

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.s.): "Kime dua kapısı açılmışsa ona rahmet kapıları açılmış demektir." (Tirmizî, Deavât, 112.) buyuruyor.

Rabbin kapısına dua ile varılır; o kapıda Yaradan ile dua ile konuşulur ve rahmet sağanakları, dua sayesinde iner üzerimize.

Bize bakan yönü ile dua, "istemek"tir. Ne var ki bazen, acizliğimizden dolayı, istemenin doğru şeklini bilemeyiz. Nitekim Yüceler Yücesi Allah, kelâmında biz kulları için şöyle buyuruyor:
İsrâ sûresi (17), 11: "İnsan, hayrın gelmesine dua ettiği gibi kötülüğün gelmesine de dua eder. İnsan pek acelecidir."

Bunun için "dua" âdabı çok iyi bilinmeli, âdap ve erkanına riâyetle dua edilmelidir.

Hz. Ebû Hüreyre (ra)'den rivayet edilen bir hadîs-i şerifte, Rabbimizin her gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına nüzul edip "Yok mu bana dua eden, duasını kabul edeyim; yok mu benden isteyen, ona vereyim; yok mu benden bağışlanma dileyen, onu bağışlayayım" (Tirmizî, Deavât, 80.) buyurduğu ifade olunmaktadır. Bu kutlu davete, gecenin o gizemli saatlerinde icabet eden geri çevrilir mi hiç dostlar?

el-Mucîb'tir O! Dualarla yalvaranın duasını işiten ve dualara cevap verendir O!

A'râf sûresi (7), 55: "Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez."

Kehf sûresi (18), 28: "Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret."

Secde sûresi (32), 16: "Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarf ederler."

Mü'min sûresi (40), 65: "Daimî bir hayat sahibi ancak O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O'na, hep O'na yalvarın."

Ebû Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Denildi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! En ziyade icâbete/kabule mazhar olan dua hangisidir?"

"Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi." (Tirmizî, Deavât, 80. Hadis no: 3494.)

İki Cihan Serveri, "…Bolluk içinde iken sen Allah'ı tanı (emirlerini tut) ki O da darlık anında seni tanısın (seni kurtarsın)…" (Ahmed bin Hanbel, Müsned, I, 307.) buyuruyor dostlar. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.s.) diğer bir hadisinde ise şöyle buyuruyor: "Zorlukta ve sıkıntılı zamanda Allah'ın kendisinin (duasına) icabet etmesini isteyen rahatlıkta duayı çok yapsın!" (Tirmizî, Deavât, 9.) Yani dua yalnızca sıkıntı anında değil; huzurlu iken de, varlığı ve sıhhati yerindeyken de yapılmalıdır. İnsan böylece, kendisini yaratan Yüce Allah'tan bir an bile gafil olmadan sürdürebilmelidir ömrünü.

Zümer sûresi (39), 49: "Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: "O bana bir bilgi üzerine verildi." der. Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler."

Mü'min sûresi (40), 14: "O halde siz, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah'a, O'nun dininde ihlas (ve samimiyet) erbabı olarak dua (ve ibadet) edin."

Ey, benim dualara icabet eden Rabbim! Neml sûresinde (27), 62: "(Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri yapan mı?" diye soruyorsun. Ben, aciz ve fakir kulun, bu soruya, gönül dünyamda secdelere kapanarak cevap veriyorum Allah'ım:

"Varsın, birsin Allah'ım! Sen Mucîb'sin Allah'ım! Huzuruna çağıran, rahmetle kucaklayan, istemeyi öğreten, duaları işiten ve icabet edensin! Sen Tek kapımsın, Efendimsin, Melikimsin benim. Beni koru ve kolla, bir an, beni bana bırakma! Ömrüm öyle geçsin ki kavuşayım rızana!"

Âmîn.

Yorumlar

  • Henüz yorum bulunmamakta!

Yorum Yazın

0