el-Bâsıtel-Bâsıt means dissolving, expanding, increasing; from time to time for testing or relieving a difficulty , gracing His servants opening the doors of His treasury; putting out His servant from difficulties, giving him peace, awarding His servant for one thing not only one time but more and increasingly.


el-Bâsıt, açan, genişleten, bollaştıran, zaman zaman kulunu imtihan etmek, ya da bir sıkıntıdan kurtarmak, rahmet etmek için hazinelerinin kapılarını açan, kulunu darlıktan çıkarıp, huzura erdiren, kulunun yaptığına, bire bir değil, fazlasıyla, artırarak, karşılık veren demektir.

el-Bâsıt'tır O!

Yeri gelecek, kulunun üzerindeki her sıkıntıyı kaldırıp, huzuru ve güveni yayacaktır gönül iklimine.

Rûm sûresi (30), 48: "Allah O'dur ki, rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar. Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder. Derken arasından yağmurun çıktığını görürsün. Derken onu kullarından kimlere diliyorsa döküverdi mi derhal yüzleri güler."

Yeryüzü coğrafyasının neresini bereketli kılacağını, hangi yöredeki kullarına kıtlık vereceğini, hangi yöredeki kullarına bol rızk göndereceğini, yegâne bilendir O!

Kudret O'nun elindedir. Mülk O'nundur!

Kulunun beden coğrafyasında da, yeri gelir, kapkara bulutlarla, gam, keder bulutlarıyla karartır ufkunu, sıkar elemlerle ruhunu.

el-Kâbız'dir O!

Kapısında boynunu büküp, "Sen benim Rabbimsin, Vekilimsin, Senden başka kimsem yok" deyip, Yaradanına sığınan kulun ruh ikliminde güneşler açtırıp, binbir renkli çiçeklerle, gönül bahçesini şenlendirendir O!

el-Bâsıt'tır O!

Ra'd sûresi (13), 26: "Allah, dilediğine rızkı bollaştırır da, daraltır da! Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı geçici bir faydadan başka bir şey değildir!"

İsrâ sûresi (17), 30: "Gerçekten senin Rabbin, kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğini kısar. Şüphesiz ki Allah, kullarının durumlarından haberdardır, her şeyi görendir."

Mülkün sahibi, hazinesinden mal verdiğinin şımarmamasını ister dostlar!

Dünyanın sırtında Karunlar da dolaştı, İbrahim Edhemler de geldi geçti... Karun'un malının, hazinelerinin anahtarlarını yetmiş deve ancak taşıyordu! Ama o, varlığıyla şımardı. Mülkün gerçek sahibini tanıyamadı. Helâk oldu!

Kasas sûresi (28), 82: "Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletir ve (dilediğinin rızkını) daraltır. Şayet Allah bize lûtufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar."

İbrahim bin Edhem ise, varlığın geçek sahibini tanımış, mülkü, sahibine teslim ederek, dünya saltanatından vazgeçmiş, gerçek saltanatın O'na kullukta olduğunu görmüştü!

Bu bilişin sırrıyla, bir gün elbisesinin söküğünü dikmek için oturduğu deniz kıyısında, kaybolan iğnesinin yerine, binlerce balık, ağızlarında elmas iğnelerle gelerek, emrine âmâde olmuştu dostlar!

Şûrâ sûresi (42), 12: "Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilendir."

Şûrâ sûresi (42), 27: "Eğer Allah rızkı kullarına bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O (rızkı, dilediğine) dilediği belli bir ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görendir."

Kendisine "emanet" olarak verilen varlığı, Allah yolunda harcayanların durumu ise çok farklıdır bu "huzur iklimi"nde!

Bakara sûresi (2), 245: "Kimdir o adam ki Allah'a güzel bir ödünç versin de Allah da ona birçok katlarını ödesin. Allah darlık da verir, genişlik de verir. Hepiniz de O'na döndürülüp götürüleceksiniz."

Allah, kendi yolunda harcananı fazlı ile kat kat artırandır!

el-Bâsıt'tır O!

Bir tohum ekene, bir ağaç verir O!

Bir iyilik yapana, ondan, yüz bine kadar sevap verir O!

Huzurla doldurarak, kulunun zamanını genişletendir O! Sağlık vererek, kulunun ömrünü uzatandır O!

Her gün, her saniye, aldığımız ve verdiğimiz her nefeste "Bâsıt" isminin tecellisi ile soluk aldıran, ciğerlerimize giren temiz hava "oksijen" ile yaşamamızı devam ettiren, "Kâbız" isminin tecellisi ile o soluğu verdirendir O!

Ve ecel gelmemişse, her gece uykuya dalışımızda "Kâbız" ismiyle yarı ölümü tattıran, sabah vaktinde "Bâsıt" ismiyle yeniden can bahşedendir O!

Ecel gelmişse, vakit dolmuşsa eğer, amel defterlerini vazifeli meleklerine dürdürüp, kulunun "can emaneti"ni alandır O!

el-Kâbız'dir O!

O, öyle Rahîm, öyle Halîm, öyle Latîf'tir ki, dünya hayatını, kendisine iman ederek geçiren kullarının ölüm anında, onların can emanetini meleklerine sevgiyle aldırır.

Fussilet sûresi (41), 30-32: "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin." "Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır." (Bunlar) çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan (Allah) tarafından bir ağırlamadır."

Ey, Yüceler Yücesi Rabbim... Ey, kalpleri kudret eliyle çeviren Rabbim!

Seni, isimlerinle tanımayı, isimlerindeki sırlar ile ruh dünyamı aydınlatmayı, örnek bir insan olmayı; "İkra' bismi Rabbikellezî halak" âyetinin aydınlığında, kâinat kitabını ve Senin muhteşem kelâmının âyetlerini, Esmâ-i Hüsnâ ile okumayı; okuduklarımı anlamayı ve yaşamayı nasip eyle!

Ayaklarımızı dinin üzerinde sabit kıl Allah'ım! Âmîn.

Yorumlar

  • Henüz yorum bulunmamakta!

Yorum Yazın

0